/Bosna Hersek
Bosna Hersek 2016-11-16T01:08:44+00:00

Buhara’daymış gibi, Bursa da gezmiş gibi, İstanbul’daymış gibi

Bosna’da bul kendini…

              Mübarek İstanbul Fethi ardından 10 yıl sonra , muzafferiyete ulaşılan, mübarek sefer sonucu zaferimiz Bosna. Fatih Sultan Muhammed Hanın sevgiyle karşılandığı , bir tek damla kan dökülmeden feth edilen gönüllerin inşa ettiği şehir Bosna. Bu yürekle karşılayanların gönlüne özden öze bir davranış , Bosnalı Fransiskenleri koruma namına Fatih Sultan Muhammed hanın yayınladığı, Avrupa’nın ilk insan hakları bildirgesi , fatih kanunnamesinin, yazılmasına ilham olan şehir Bosna. İstanbullun fethi sonrası , Avrupanın kavuğunu değil , Müslümanların sarığını görmek isteyenlerin , aynı tavrı Bosna Fethi ardından da gösteren gayri müslimlerin , İslam hoşgörüsüyle karşılandığı şehir Bosna. Akşemseddin hazretlerinin yolundan giden , Sarı Saltuk Hazretlerinin , Ayvaz Dede Hazretlerinin Muhammedi duruşu ve sahabe tavrını şiar ederek yaşantısı sonucu , taşına , toprağına ve Hz.İnsanın yüreğine dokunan , İslam’a teslim olan ve İslam’la şereflenmeyi büyük bir lütuf gören Bosna. Tarihten bugüne kadar 11 kez katliama uğrasa da, duruşundan vazgeçmeyen, sağlam sütunlar üzerine inşa edilmiş , Avrupa’nın ortasında yaşayan Tek Müslüman Ülke Bosna. Bir fotoğraf karesinde, camisiyle, klisesiyle, havrasıyla poz veren; barışa, sevgiye, hoş görüye ve insanlığa dip diri örnek olan, örnek alınan “Avrupa’nın Kudüs’ü” Bosna. Bütün bu güzelliklerin, faziletlerin bu coğrafyada ki insanlar üzerinde tecelli bulmuş adı da Boşnaklar.

Boşnaklar; sıcak kanlı, misafirperver, sadık , dostane ve yiğit insanlardır. Suretleri Slavların renkli göz ve sarışınlığını , sıretleri ise Doğunun dürüst ve yiğitliğini yansıtır. Kısacası, surette batı , sır ette doğuludurlar. Aliya İzzetbegoviç Doğu Batı arasında İslam eserinde bu konuyu muazzam bir şekilde açıklamıştır. Aliya “bizim bir tarafımız doğu ve bir tarafımız batıdır” , derken , Boşnaklarla kurulacak iletişimin metodunu belirlemiştir aslında. Bu mananın özünde bize düşen; kardeşlik köprüleri kurmaya çalışırken bizler, onlar üzerinde ki batı etkisini göz ardı etmemeliyiz. Şekle bakıp, ne biçim Müslüman dediğimiz anda, yıkımlar başlamış demektir. Onlar bizim “Avrupalı Müslüman” kardeşlerimizdir.

Avrupa’nın ortasında, sürekli sıkıntılarla mücadele eden, kardeş ülke Bosna ya, Batının bakış açısı Avrupa’nın ortasında bir “veba” şeklindedir. Komşu ülkeleri, Sırp ve Hırvatların bakışı, komşu olmalarına ve aynı kökenden (Slavlar) gelmelerine rağmen, görüşü batının kinden farklı değildir. Onlarda bu topraklarda Boşnakları fazlalık olarak görmektedirler. Peki ya neden? diye soracak olursak bir örnek le açıklayayım. Hırvatlar Boşnaklardan bahsederken , “Boşnaklar Hırvat Çiçekleridir”, ne zaman ki Türklere ,(Osmanlı Devletine ) bizi sattılar, bizden koptular, o şekilde yozlaştılar der. Aslında bu düşünce yapısının altında olan büyük Hırvatistan Projesi dir. Bu kabullenememe zihinlerindeki milliyetçi algıdan ötürüdür. Tarih boyunca Boşnakları hep, emirleri altında görmek istemişlerdir. Diğer yandan Sırpların düşüncesi daha keskin bir şekilde açıkça ortadır. Boşnaklardan nefret ederler ve bu topraklarda barınmalarını istemezler. Çocuk hikayeleri yazan edebiyatçılarının , meşhur kahramanları Marko , Türk (Balkanlara Osmanlıyla birlikte gelen ,Müslüman kelimesi ile eş anlamlı kullanılan tabir, ırkçılık değil , ümmetçilik vurgusu) kanı dökerek kahraman olmuştur. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuklar, 92-95 yıllarında Bosna Hersek Soykırımının, başrollerini oynamışlardır. Bu zihniyetle yetişip, büyük Sırbistan hayaliyle ülkeyi kana bulamışlardır. Görüldüğü gibi aynı soydan gelseler de, suretleri, dilleri aynı olsa da, arada ki fark inanç tır. Boşnakların Müslüman oluşu, batının ve komşu devletlerinin algısını, bu yönde etkilemiştir.

Kendilerince büyük olma hayalleri kuranlar, insanlığın gözünde ufalmışlardır. Tarih yapılanlara şahittir. Fransız yazar Bernard-Henry Levy “ Avrupa’nın Öldüğü Yerdir Bosna ” diye bahseder. Dünya şahit olmuştur, batının medeniyetten uzak tavrına. Birleşmiş milletler askerleri tarafından koruma altına alınmış, Srebrenisa da , Gorajde de , Priyedor da insanlık katledilirken , göz yumanlara ve katliamı yapanlarla kadeh tokuşturanlara, dünya şahit olmuştur. Uluslararası Havalimanı koruma görevini üstlenen birleşmiş milletler, dönemin Türkiye den giden savaş muhabiri Münir’e Coşkunun, çantasında, Boşnak çocuklarına getirdiği bir poşet şekeri çok görmüş , “insani yardım için gerekli belgeler yok” diye el koymuştur. Avrupa’nın ortasında insanlığın soykırıma uğratıldığı bu topraklar da, adaletsizliği, hainliği, iki yüzlülüğü, vahşiliği, caniliği anlatmakla bitiremeyiz. Bunların hepsine canlı şahit olan dünya ve adı “İnsan Hakları Mahkemesi” olan temsili kurum olup biten her şeyi gör mezceden gelmiştir. Bu bahsedilenler feryat, yahut batıdan merhamet dilenmek veya olumlu yönden bir bekleyişin olduğu manasın da değil , “Batı Medeniyeti” ni inşa eden düşüncelerin , yapı taşlarının neler olduğunu vurgulamak içindir.

Diğer yandan kardeşlik, insanlık , barış , huzur ve dimdik duruş inşa etmiş Osmanlı Medeniyeti yaşanıyor ve yaşan mayada devam edecektir. Bosna Soykırımında , gönüllerin fethiyle inşa edilmiş ,bir çok Osmanlı yapıtı camiler , medreseler, hanlar , hamamlar, köprüler ,vb. bir çok yapıt soykırıma uğratılmıştır. Gönülden gönüle inşa edilen bu medeniyeti soykırıma uğratamamışlardır. İlk soykırım , Berlin Antlaşmasıyla birlikte Osmanlı Bosna topraklarından zorunlu sebeplerden ötürü ayrılmaya başladığında Avusturya Macaristan tarafından gerçekleşmiştir. Şiddetle ,Osmanlı yı yaşayan gönülleri yıkamayan Avusturyalılar , gönüllere girmek için Osmanlıyı taklit etmeye çalışmışlardır. Halkın taleplerini karşılamaya çalışmışlardır. Örneğin muazzam mimarisiyle “Viyeşnissa Halk Kütüphanesi” Avusturya Maceristan döneminde inşa edilmiştir. Halka İslami Mimariyi kullandık propagandasıyla yaklaşan Avusturya Maceristan , Endülüs Mimarisini kullanarak , akıllarınca Osmanlı dan , başka örnek alınacak topluluklarda var diyerekten , insanların kafasını karıştırıp , Osmanlıyı gönüllerden silmeye çalışsa da başarılı olamamışlardır. Tıpkı günümüzdeki oryantalistlerin , “La İlahe İllah” de yeter , “Muhammedurrasullluh” demesende olur mantığıyla insanların kafasını karıştırmaya çalışmaları gibi. Sonrası Komünist Rejimin, eşitlikten uzak davranışlarıyla, Müslümanım diyen bir çok insan şehit edilmiş, hapislere atılmış ve bir çok Osmanlı eseri yıkılmıştır. Komünist partisine üye olmayan hiç kimse işe alınmamıştır. Devletin üst düzey mercilerinde gayrimüslimler, alt mercide de, onların mantığında , köle yerine konulmuş Boşnaklar çalışmaktadır. Sistemin lügatinde ki eşitlik sadece gayrimüslimlere yönelik olmuştur. Bu düşüncelerin sonucu istediklerini başaramayanların son kozu nefretlerini silahlarıyla kusmaya çalışmasıdır. Avrupa’nın en büyük 4. Ordusuyla , ağır makinalı silahlarla , kanla bürünmüş hayallerini inşa etmeye çalışmışlar , yine İslam Medeniyetini yıkmayı başaramamışlardır.

Osmanlı bu topraklarda bir şeyler inşa etme niyetine , “Amellerin , Niyetlere Göre Olduğu” Hadisi Şerifinin düsturuyla yola çıkmıştır. Nam-ı diğer Topal Osman Paşa Ortodoks Kilisesini kendi özel parasıyla inşa ettirirken, kurnaz zihniyetle değil, İbadet Haneleri olmadığından dert yakınan bir topluluğa, o imkanı sunabilme derdiyle yaptırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman Han, mimar başı Sinan a bir köprü yapması üzerine destur buyurduğu zaman , o an çağırdı Mimar Hayretini koca Sinan , buyurdu bu diyara imar senin vazifendir , Ey kutlu Hakan .O Can öyle bir köprü inşa etmiştir ki , şehir İsmini ondan alır. Neratva Nehrinin iki farklı yakasında yaşayan insanların , kaynaşmasına , muhabbetine ve ticaret etmesine vesile olmuştur. Yapılan bütün işlerin merkezinde “İNSAN” vardır. O din den, bu milletten , şu görüşte olan değil. İnsan olan herkese yöneliktir. 1531 yılında inşa edilen , Saraybosna’nın kalbinde , Baş Çarşı da, bulunan , Muhteşem Süleyman Hanın halasının oğlu Gazi Hüsrev Bey döneminde inşa edilmiş , muazzam caminin mihrabında hala Cuma hutbeleri , son Osmanlı Halifesinin ismi üzerinden okunur, ve Gazi Hüsrev Beyin vasiyetine binaen her öğle namazın dan sonra , bülbül sesli Hafızlar tarafından hatmi şerif okunur. Beş yüz küsur yıldır bu gelenekler , Savaş dönemi dahil , hiç aksamamıştır. İnsanlar Selamün aleykümle karşılanır , Allahimanet le uğurlanır. Modern tabirler yıkamamıştır. İşte bunlar gönüllerin Fethiyle inşa edilmiştir.

Bu gün bize bırakılan bu mirası korumak için neler yapıyoruz? Geçmişte ecdadımızın gönüllere kurduğu köprünün sütunları hala sağlam mı? Devlet bünyesinde siyasi olarak en fazla desteği Türkiye olarak bizler vermekteyiz. TİKA ile ülkeyi ekonomik yönden kalkındırma üzerine destekler verirken, Yunus Emre Kültür Merkeziyle kültürel ve sanatsal bağımızı güçlendiriyoruz. Zerre miktarında bir şeyler yapıyoruz, amma küreye gide bilmeyi hedefliyoruz çok şükür. Ecdat mirası, dünyada bir çok coğrafyaya hizmet için geç kalmış ol sakta, bugün geçmiş te yapamadıklarımızı telafi etmeye çalışıyoruz. Devlet desteğinin yanında, halk olarak desteklerimizi çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla, eğitim faaliyetleri, kültürel ve sanatsal faaliyetler düzenleyerek, birlikte organizasyonlar yaparak bağlarımızı güçlendirmenin derdiyle kavruluyoruz.

Bu ortak çalışmalarda Boşnaklardan nasiplendiğimiz birçok kazanımlar mevcut. Yerel Sivil toplum kuruluşu olan, Bosna Diyanetinin, İlmiye vakfı bölge halkına çok hakim. En ücra köylerde yaşayan halka kadar irtibat içerisinde. Her bölgenin temsilcisi o köyde İmamlık vazifesinde bulunan kişilerin sorumluluğu altında. İmamlar toplumun kanaat önderi , yetişen nesle yön veren bir misyona sahip. Kimin; derdi, sıkıntısı, düğünü, cemiyeti var, o bölgeden en doğru haberi imamlardan alabiliyorlar. Bunun yanında Osmanlı yadigarı tekke ve zaviyeler, birlik ve beraberliğin temsilini, Osmanlı döneminde ki gibi devam ettirmektedir. Saraybosna da haftanın her günü farklı tekkelerde , zikir programına katılıp , yek vücut olabiliyorsunuz. Birlik ve beraberlik , buluşma noktası , cami ve tekkelerde olduğu sürece , bu diyarda elif misali duruş sürekliliğini koruyacaktır bi izni Hüda ve bi Sünnet-i Muhammed Mustafa.

Bosna da gezerken biraz Bursa, biraz Buhara ve birazda de İstanbul’daymış gibi geziyorsunuz. Saraybosna da yarım saatlik tramvay yolculuğunda farklı üç dönemi yaşıyorsunuz. Hava alanından , tarihi Baş çarşıya geçerken , önce komünizm dönemi inşa edilen , uzun uzun binaları görüyorsunuz , sonrasında sizi soğuk heykellerle , biçimsiz suratlarla süslenmiş , makyajlı binalar karşılıyor. Avusturya Macaristan dönemine geçiyorsunuz. Ve son olarak tevazuuyla , duruşuyla , sanatıyla ve nakkaşın her nakşında ki manasıyla sizi Osmanlı eserleri , tarihi Baş Çarşı sokakları karşılıyor. Biran önce tramvaydan inip , yakından temaşa eylemek istiyorsunuz. Dün ki gibi korunmuş muazzam eserlere baktıkça farklı mana ile heyecan buluyorsunuz. Çarşının tam ortasında bir sebil , hala susuzluk çekenlere can suyu olmaya devam ediyor. Görmesini bilene medeniyetin anlamını tebliğ ediyor.

Saraybosna nın batısında bulunan Vezirler Şehri Travniğe giderken , Bursa’yı temaşa eyliyor gönül. Osmanlıya 70 ten fazla vezir yetiştiren şehir. Balkanlara hizmet veren büyük ulamaların yetiştiği şehir , ne kadar da sessiz ve sakin. Tefekkür halinde her daim. Ecdadın kurduğu Medrese, “Elçi İbrahim Paşa Medresesi” , yeni neslin ulemalarını yetiştirmeye devam ediyor. Ne mübarek mana ilim talebeleri mirası devam ettiriyor.

Travnği geçtiğinizde yaklaşık 2 saatlik bir mesafeden sonra , Banyalukaya varıyorsunuz. Hüznü orada tanıyorsunuz. Orada bir kez daha nikah tazeliyorsunuz, kalubelada verdiğiniz söze. Bosna Soykırımından önce şehrin % 70 ini Müslüman nüfus oluştururken şimdi % 30 onu oluşturmakta. Soykırımdan sonra bütün dengeler değişiyor. Tamamen Osmanlı şehri olan bir yer, birden Sırp viranesi ne çevriliyor. Avrupa medeniyetinin adaleti ve ahlakının ne demek olduğunu idrak edebiliyorsunuz. Şehirde önceden 50 den fazla camii varken şimdi sadece 16 tane, her karışına kilise yapılmış vaziyette. Şehrin ortasında bulunan Ferhat Paşa Camii insanlara umut vazifesi yüklemekte. Buluşma noktası camii oldukça , yürekler hep elif minareler misali dim dik durmakta. Az sayıda Müslüman nüfus olsa da çok şuurlu Müslümanların bulunduğu bir bölge. Çünkü, Camii nin bir bedeli olduğunun farkında olan insanlar , zor şartlar altında olsa da , karamsarlığa düşmeden inançlarıyla yaşayıp , can verebilmenin derdinde.

Biraz gönüller can bulsun deyip Saraybosna Başkentten güneye doğru gittikçe yürekler ısınıyor akdeniz iklimiyle. Evliya Çelebinin bahsettiği bahr-ı şecer (ağaç denizi) , etrafında , İgman ,Dağlarının uzantısında Mostar Şehri ne uzanan bir yol çıkıyor pusulanıza. Devam ettikçe, nebatatın rengiyle hemhal olmuş Neretva Nehri eşlik ediyor yol boyunca , sıcağın yanında serinlik şükrü artırıyor , zikri arttırıyor. Yol boyunca kendini fark ettiren semboller var. Bir tarafta cami, on adım sonra kilise. Bazen minarelerin boyu uzun kalıyor , bazende kilise kuleleri. Bir yarış havasında Mostar şehrine kadar devam ediyor. Zihne Aliya İzzet Begoviçin sözleri düşüyor.(Savaş sonrası Aliya Mostar Şehrini ziyarete gelir)

  • Hırvat komutanı, Aliya yı telefonla arar ve derki , Hum dağlarının tepesinde ki haç sembolünü görüyor musun? , işte ne kadar uğraşırsanız uğraşın sizin minareleriniz onu geçemeyecek der.

(Hum Dağı Mostar köprüsünün karşısında bulunan yüksek tepedir)

  • Alija, büyük mutasavvuf , sakin bir ses ve dik duruşuyla ; Sana cevabımı hava karardığında vereceğim der ve akşam olur. Hilal ve yıldız gök yüzünde göründüğünde, Hırvat komutanı arar ; - Gök yüzüne bak , ne görüyorsun der ve ekler , hilal ve yıldız gökte durdukça ,Siz İslam la şereflenmedikçe , ne inşa ederseniz edin , zafere eremeyeceksiniz der.

(O güne kadar semboller arasında gergin bir soğuk savaş devam ederken, erlerine dönüp) ,

-Bundan sonra semboller yıkarak, yahut yaparak yarış içinde olmayacağız. Eğer ki bir şey yıkacaksak, batılın zihnini yıkıp, hakkı inşa etmeliyiz der.

Bosna da yetişmiş, insanlığın imarına destek çıkan en müstesna mimarlardan olan Büyük Dava Adamı, Hak Dostu, Bilge Lider , bu şekilde iz bırakmıştır. Mostar Köprüsünü inşa eden Mimar Hayrettin’in inceliğinde , duruşuyla ,bakışıyla ve donanımıyla gönüllere köprü kurmuştur.

Biraz Buhara’daymış gibi hissediyor gönül. Gönülleri Feth eden önderlerin huzuruna çıkıyorsunuz. Alperenler tekkesinde, Sarı Saltuk Hazretlerinin ve Aşık Paşa Efendinin huzurundasınız. Yanı başınızda, Buna Nehrinin kaynağı. Enbiya suresinin 30. u (Ve her canlı şeyi sudan yarattık) ayetinin yeryüzünde tecelli ettiği noktalardan bir yer. Her karışından suların fışkırdığı, nebatatın can bulduğu yer Bosna. Lakin burası bir başka güzel. Şairin tabiriyle, bölge deki tabiat ve canlılar susuzluğunu Buna Nehrinden giderirken, insanlar da imanı susuzluğunu , Alperenler Tekkesinden gideriyorlar. Can buluyorlar, canana yar oluyorlar…

Gerçekleşen gönül Fetihlerinin sağlamlığı, imanın sağlamlığıyla var oldu. Ve bu inanca sağlam olan nesilleriyle devam etti. İffetini ve izzetini koruyacak nesillerle devam edecektir. O Fetih Şehitleri; fetih ruhuna sahip ve fetihlere şahid olarak inşa edilen abideler, gönülleri feth etmeye devam ediyor. Huzur veriyor. Sürur veriyor. Nur saçıyor. Sonsuzluğu anlatıyor. Peygamber muhabbetinin beşiği, yücelerin eşiği oluyor. İşte fetih; Bu!..Fatih gönüller ,işte bu fetihlerle fatih oldu…O gönüller taşın bile kalbini feth ettiler. Toprağın bile ruhunu feth ettiler. Bir karıncanın bile yüreğini kazandılar. Çünkü Onlar bir ömür Hz. Yunus gibi dediler ki:

Ben gelmedim davi için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmağa geldim

Bunun düstur ile gönüllere girdiler ve ; Gönle taç olma şuuruna erdiler. İdrak ettiler , icra ettiler :

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

İçlerindeki en kuvvetli yankı şu oldu:

Ten fanidir can ölmez,

Gidenler geri gelmez.

Ölür ise ten ölür

Canlar ölesi değil…

Bu idrak ile dost yoluna baş koydular. Gönlü dost ile doyurdular ve herkese duyurdular :

Düriş kazan , ye, yedir

Bir gönül ele getir.

Yüz Kabe den yeğrektir,

Bir gönül ziyareti…

dediler ve

Diyar , dıyar hicret ettiler. Sefer sefer zafere koştular. Hak yolunda , muzaffer oldular. Kışı yaşayan yüreklerde , bahar başlattılar. Cehalet yaşayan topraklarda, ilim icra ettiler. Diyar-ı Bosna elinde Sokullu Mehmet Paşa gibi, Mimar Hayrettin gibi erlere ilham oldular. Virana diyarları, imar ettiler, Şehirler kurdular. Şehirler den Medeniyet inşa ettiler. Medeniyetler beşiğine, Bosna adında bir yıldız kondurdular.

Mehmet Yasir Cebeci

24.01.15/Saraybosna

Al1nt1: Ümmetin Kilit Taşı Dergisi, Sayı -1, Sayfa 49-51